Romantik Dönem (1830 - 1900)

Antonín Dvorák (1841-1904)

(d. 8 Eylül 1841 – ö. 1 Mayıs 1904). Çek, geç romantik dönem, klasik batı müziği bestecisidir.Bohemya’da 1841’de bir kasabın oğlu olarak dünyaya geldi. Bedrich Smetena’nın müziğini işittiğinde besteci olmaya karar verdi. Sonunda, Smetana’nın orkestra şefi olduğu Prag Ulusal Tiyatrosu’nda viyolacı oldu. Bestelerini üretebilmek için 1873’de orkestradan ayrıldı ve 1 yıl içinde Avusturya ulusal ödülünü alan 3 numaralı senfonisini yazdı ve jüride yer alan Johannes Brahms’ın takdirini kazandı.1878’de Dvorák’ın ünü dünyaya yayılmıştı. Sadece Brahms’ın değil, eserlerini konserlerinde ve turnelerinde seslendiren Richard Wagner, Edward Elgar gibi bestecilerin de desteğini aldı. Bu dönemde defalarca İngiltere’ye gitti. Prague Konservatuarı’nda profesör oldu, Cambridge Üniversitesi’nden onursal doktora aldı; New York’taki Ulusal Müzik Konservatuarı’nın yöneticiliğine getirildi. Yurt sevgisinden ötürü Amerika’dan gelen teklifi başlangıçta kabul etmediyse de Prag’daki işinden kazandığının 25 katının ödeneceğini öğrenince fikrini değiştirdi.3 yıl ABD’de yaşayan Dvorák, çok verimli bir dönem geçirmesine rağmen büyük vatan özlemi yaşadı. Bu özlemin etkisiyle eserlerinde Amerikan folk geleneklerinin öğelerini kullandığı söylenir. "Yeni Dünya Senfonisi"nde de Amerikan yerlilerinin melodilerini tema olarak almış ancak bu tematiklik Dvorák' ın düşüncelerindeki tahminsel ve kurgusal bir üretim olmuştur, özellikle bu eserdeki "Amerikan folk müziği" Dvorák' ın kendi tasarısı olan bir üründür. 1895’te ailesiyle birlikte yurduna döndü ve Prag Konservatuarı’ndaki görevine geri geldi. 1901’de konservatuarın yöneticisi oldu. 1904’te bir kalp krizi sonucu öldü.En popüler eseri "9. Senfoni"dir. Bu eserin popülerliği sebebiyle uzun zaman diğer eserleri gözardı edilmiştir. Brahms etkisinin açıkça görülebildiği 8 numaralı Sol Majör Senfonisi de oldukça popülerdir. 7 numaralı Re minör Senfonisi en önemli eserlerindendir. Çello Konçertosu No:2 ve Keman Konçertosu, en önemli konçertolarıdır. Bestelediği 10 opera arasında ise Rusalka başyapıtıdır ve yurtdışında tanınmasını sağlamıştır. Bununla birlikte senfonik şiirleri (Vodnik, Polednice) orkestral müziği açısından önemli yapıtlarıdır.



GİACOMO PUCCİNİ

Giacomo Antonio Domenico Michele Secondo Maria Puccini ya da kısaca Puccini olarak tanınan İtalyan besteci, 22 Aralık 1858'de İtalya'nın Toscana bölgesinde Lucca şehrinde doğmuştur. 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başındaki en büyük besteciler arasında yeralmaktadır. Puccini, 29 Kasım 1924'de Belçika'nın Brüksel şehrinde hayata gözlerini yummuştur.Yaşamı ve Eserleri;Giacomo, 22 Aralık 1858'de yedi çocuklu bir ailenin ilk erkek evlatı olarak Lucca'da dünyaya gelmiştir. Babasını beş yaşındayken kaybetmiş ve eğitim için dayısı Fortunato Magi'nin yanına gönderilmiştir. Fortunato onu hem yetenekli hem de disiplinsiz bir öğrenci olarak görmüştür. Müzik geçmişi olan bir aileye mensup olması, Giacomo'nun da ataları gibi müzik eğitimi almasının başlıca nedenidir.Giacomo müzik eğitimi sayesinde önce kilisede org çalmaya başlamıştır. Operaya olan ilgisi, konservatuvar hocası Angeloni'nin teşviğiyle, Verdi'nin Aida operasının Pisa şehrinde 1876'daki bir gösteriminde başlar. 1880'den 1883'e kadar Milan konservatuvarında eğitim görür, Amilcare Ponchielli ve Antonio Bazzini'nin öğrencileri arasında yer alır.1882'de, Sonzogno müzik evinin açtığı tek perdelik opera lirik yarışmasına katılır. Le Villi isimli bu ilk opera yarışmayı kazanamasa da, Ponchielli et Fontana'nın yardımıyla Verme tiyatrosunda 1884'de sahnelenir. Bu sayede yayıncı Ricordi'nin dikkatini çeken Puccini'ye ikinci bir opera siparişi gelir: Edgar. Bu dönemde, Puccini Elvira ile tanışır ve evlenirler. Bu evlilikten Tonio isimli oğlu dünyaya gelir.
Üçüncü operası, Manon Lescaut, Puccini'ye sadece büyük başarı getirmekle kalmaz, ayrıca lirik yazarı Luigi Illica et Giuseppe Giacosa ile üç yeni opera ile devam edecek bir işbirliğinin başlangıcını oluşturur. Bu operaların ilki, Henri Murger'in bir parçası üzerine yazılan, romantik operaların en iyileri arasında gösterilen La Bohème'dir. Bu serinin ikinci operası olan Tosca, Puccini'nin natüralizme ilk adımıdır. David Belasco'nun bir eseri üzerine yazılan serinin üçüncü operası Madam Butterfly, ilk gösterimlerde ilgi görmese de, daha sonraki dönemlerde büyük başarılar kazanmıştır.
1918'de Il Trittico'yu, üç ayrı operayı Parisli Grand guignol stiliyle birleştirerek yaratır: Dehşet bölümü Il tritico: Il Tabarro, Duygusal bir trajedi Il triticco: Suor angelica, Komedi bölümü Il tritico: Gianni Schicchi. Gianni Schicchi takdir görürken, Il Tabarro sınıflandırmaya alınmaz.Puccini 1924'de Brüksel'de, gırtlak kanserinin yolaçtığı krizler sonucunda hayata gözlerini yumar. Son operası Turandot hala tamamlanmamıştır. Franco Alfano son iki sahneyi tamamlamış olsa da, bu eser yıllar içinde farklı finallerle sahnede yer almıştır.



Bedrich Smetana (ya da Friedrich Smetana)

(d. 2 Mart 1824, Litonmyschl-Bohemya – ö. 12 Mayıs 1884, Prag). Çek müziğinin kurucusu kabul edilen piyanist, orkestra şefi, besteci. Müzik tarihindeki ilk milliyetçi bestecilerden birisidir.İlk müzik eğitimini kemancı olan babasından aldı. Prag’daki bir okula yazıldıysa da şehirdeki konserleri takip etmeyi ve arkadaşları için küçük eserler yazmayı tercih ettiğinden okulu ihmal etti ve babası onu Pilsen’deki başka bir okula yazdırmak zorunda kaldı. 1843’de Prag’a yerleşti ve geçimini öğretmenlik ile sağladı. Kont Leopold Thun’un evine yerleşerek bu aristokrat aileye müzik dersleri verdi ve kendisi de Josef Proksch’dan dersler aldı.1847’deki konser piyanisti olma girişimi başarısız olunca Franz Liszt’in özendirmesiyle Prag’da bir müzik okulu açmaya karar verdi. Tahttan indirilen İmparator Ferdinand’a düzenli olarak çalarak ve özel ders vererek geçimini sağladı.Macaristan’ın Avusturya’yı yenmesinin ardından doğmaya başlayan Çek milliyetçiliğinde aktif bir rol oynamak için ülkesine geri dönen Smetena, başlangıçta Prag’da eskisinden daha başarılı olamayarak hayal kırıklığına uğradı. 1866’da ilk operası Brandenburglar Bohemya’da sahneleninceye kadar ülkesinde fazla ilgi görmedi. Bunu, ikinci operası Satılmış Nişanlı izledi, daha sonra Dalibor ve İki Dul operalarını yazdı. 1866-1874 arasında Çek Ulusal Operasını yönetti ve 42 opera daha besteledi. Libuše adlı operası 1881’de Prag Ulusal Tiyatrosu’nun açışında sahnelendi. Bu operadan sonra Vatanım başlıklı senfonik şiirler besteledi. 1876’da Hayatımdan isimli, yaşamını anlattığı yaylı çalgılar dörtlüsünü yazdı.1870’ten sonra işitme yetisini kaybetmeye başlayan Smetena, buna rağmen beste yapmaya bir süre daha devam etti. Ruhsal çöküntü içinde nöbetler geçirmeye ve dengesizlik belirtileri göstermeye başlayınca Prag'da bir akıl hastanesine yatırıldı. 12 Mayıs 1884'de bu hastanede hayatını kaybetti.Smetena operaları ve senfonik şiirleri ile ülkesinin efsanelerini, tarihini, kahramanlarını orijinal bir müzik tarzı ile anlatmış ve ülkesinde ulusal kahraman olmuştur. Operaları içinde Satılmış Nişanlı bir başyapıt olarak kabul edilir. En çok bilinen ve sevilen eseri ise Bohemya’daki bir nehrin kaynağında doğuşundan denize dökülene kadarki öyküsünü anlattığı senfonik şiiri Moldau’dur (6 senfonik şiirden oluşan Vatanım’ın içinde yere alır). Smetana, Antonín Dvorák ve Leoš Janácek gibi sonraki kuşak Çek bestecileri için de ilham kaynağı olmuştur.



SAINT SAENS

Camille - (1835-1921) Besteci. Paris`te doğdu. Yazdığı "Samson ve Dalila" adlı opera ve senfoniler bestelemiştir. Beş yaşındayken piyano çalan besteci, altı yaşında besteciliğe başlamıştır. Bundan sonra konservatuvara gönderilmiş ve orada Gounod yanında öğrenimini ilerletmiştir. Onsekiz yaşında St. Marie ve 1858-1877 yılları arasında St. Madelaine kiliselerinde orgçuluk yapmıştır. Bu arada bazı programlı orkestra eserleri yazmıştır: "Phaeton", "Cezayir Süiti", "Hercule ün Gençliği" ve "Omphale`in Çıkrığı". 1864-1911 yılları arasında da on iki kadar opera bestelemiştir. Bunların yalnız bir tanesi (Samson ve Dalila) başarı kazanmıştır. Aynı eseri Liszt, Weimar`da temsil ettirmiş ve Almanya`da tanıtmıştır. Saint Saens, 1906 yılında Amerika`ya gitmiş ve San Francisco`da açılan Dünya Sergisinde Fransa`yı temsil etmiştir. Burada koro eseri "Hail California"yı ilk defa çaldırmıştır. 1916`da Güney Amerika`ya bir seyahat yapmıştır. Avrupa`ya döndükten bir süre sonra Cezayir`e gitmiş, burada ölmüştür. Saint Saens`ın çalışmaları arasında orglu senfonileri, senfonik şiirleri, bir viyolonsel ve keman piyano konçertoları, oda müziği eserleri, iki piyano ve orkestra için "Hayvanlar Resmi Geçidi" sayılabilir. Ayrıca "Samson ve Dalila" da tutulmuş bir operasıdır. Koro eserlerinden en çok iki tanesi tanınmıştır: "Noel Oratoryosu" ve "Pométhée`nin Düğünleri".



GİUSEPPE VERDİ (1813-1901)

(d. 10 Ekim 1813, İtalya – ö. 27 Ocak 1901, İtalya) 19. yüzyıl İtalyan Operası Ekolünden gelen en ünlü İtalyan besteci. Tüm dünyada eserleri en çok sahnelenen opera bestecilerinden birisidir.Giuseppe Verdi'nin Giovanni Boldini tarafından yapılmış portresi, 1886. (Ulusal Modern Sanat Galerisi, Roma)Hancılık yapan yoksul bir ailenin ikinci çocuğu olarak 10 Ekim 1813'te, Kuzey İtalya'daki La Roncole Köyü'nde, günümüzde müze olarak kullanılan evde doğdu. Kilise orgcusundan ilk müzik derslerini aldı. Geçmişinde hiç müzisyen olmayan ailesi, oğullarının müzik eğitimi için büyük çaba harcadı, ona eski bir piyano aldıkları gibi yakındaki Busetto kasabasına göndererek oradaki sanatsal ortamdan yararlanmasını da sağladılar. Busetto'da aile dostu bir tüccar olan Antonio Barezzi'nin evinde kalarak Latince ve müzik dersleri alan Verdi, İtalya'da Busetto'lu Kuğu olarak da bilinir. Milano Konservatuvarı'na girmek isteyen Verdi, piyano tekniği zayıf olduğu için konservatuvar sınavlarını kazanamadı; ancak La Scala Tiyatrosu'nun şefi Vincente Lavigna'dan 2 yıl boyunca özel ders alma fırsatı buldu. Masraflarını Barezzi'nin karşıladığı bu özel dersler sayesinde opera müziği hakkında bilgisini arttırdı.Verdi, Busetto'ya döndüğünde şehir orkestrasının şefliğini yürütmeye başladı; Barezzi'nin kızı ile evlendi, art arda bir kızı, bir oğlu oldu. 1838'de ilk bestesi yayınlandı, orkestra şefliği görevinden ayrılarak Milano'ya yerleşti; Avrupa'nın önde gelen müzik editörlerinden Giovanni Ricordi, eserlerinin telif haklarını satın aldı ve bu iş ilişkisi ölümüne kadar sürdü. 1838'de yazdığı Oberto adlı ilk operası Milano'da dönemin ünlü sanatçıları tarafından başarıyla temsil edildi. Aynı yıl iki çocuğunu ve karısını 2 ay gibi kısa bir sürede hastalıklar nedeniyle ardı ardına yitiren Verdi; yaptığı bir sözleşme gereği bir komik opera bestelemek zorunda olduğundan ilk komik operası Bir günlük Kral'ı yazdı. Bu eser, La Scala'da başarısız olunca yaşadığı ruhsal bunalım üzerine Busetto'dan ayrılarak Milano'ya yerleşti ve artık beste yapmamaya karar verdi. İtalyan besteci ve liberetto yazarı Temistocle Solera'nın yazdığı liberetto'yu okuyunca fikrini değiştirdi.

Yahudiler'in Babil'den sürgün edilmelerini konu alan Nabucco adlı eseri bestelemeyi 1841'de tamamladı. Nabucco, Verdi'ye ilk büyük başarısını getirdi.Nabucco operasının La Scala'da sahnelendiği 1842 yılında Abigaille rolündeki soprano Giuseppina Strepponi ile tanışan Verdi, 55 yıl süren yeni bir işbirlikliğine başladı. Ancak 1859'da evlenebildiği Giuseppina ile geçirdiği yılları onun en verimli dönemi oldu. Evlilikleri, eşinin 1897'de ölümüne kadar sürdü.Nabucco'dan sonra peşpeşe Lombardi (Lombardlar), Ernani, I due Foscari operalarını yazan Verdi büyük üne kavuştu. Nabucco ve Lombardi'nin koro bölümleri sokaktaki halkın ve İtalyan vatanseverlerin dilinden düşmüyordu. Ernani operası, ise ona İtalya dışında da ün kazandırdı. Ernani, Victor Hugo'nun Hernani oyunundan operaya aktarılmştı. Opera eserlerinin müzikal yönüne ağırlık veren, dramatik yönünü pek önemsemeyen İtalyan opera geleneğine bir yenilik getirerek, oyunun dramatik yönüne ağırlık verdiği bu eserin başarısı üzerine ardı ardına opera siparişleri almaya başladı. I due Foscari eserinde ise ilk defa karakterleri temsil eden ve duyulduklarında onları hatırlatan temalar kullanmaya başladı.Bir anlaşmazlık nedeniyle artık operalarını Milano'da sahnelemekten vazgeçince Alzira, Atilla, Macbeth diğer İtalyan şehirlerinde; I Masnadieri Londra'da sahnelendi. Konusu Voltaire'in aynı adlı eserinden alınan Alzira operası, Verdi'nin bile hiç sevmediği "gerçekten korkunç" olarak nitelediği tek operası olarak ün yapmıştır. Atilla Operası, Verdi'nin Solera ile yaptığı işbirliğinin son ürünüdür ve çok başarılı bir operadır. Macbeth operasının liberettosunu Shakespeare hayranı olan Verdi düzyazı olarak kendisi yazmış ve şiire dönüştürülmesini Piave'den istemişti. Başrolü bir tenora değil, baritona vermek; kötü karakterli kişileri eserin kahramanı yapmak; eserde tek bir aşk öyküsünü değil, yükselme hırsı, vicdan huzursuzluğu gibi konuları işlemek bu eserde getirdiği yeniliklerdir.

1848'de, Milano'un Avusturyalılar tarafından fethedilmesi üzerine Verdi Il Corsaro (Korsan), La Battaglia di Legnano (Legnano Savaşı), ve Luisa Miller operalarını yazdı. Il Corsaro, bir borcunu ödemek üzere alelacele yazdığı kötü bir eserdi. La Battaglia di Legnano, milliyetçi cümleler ve sahnelerle dolu bir eserdir. Luisa Miller'in konusu Friedrich Schiller'in Hile ve Aşk adlı eserinden alınmıştır. İlk defa soyluları değil, halktan insanların canlandırıldığı bu opera eserde orkestra yalnızca esere eşlik eden bir araç olmaktan çıkmış, güçlü bir anlatım aracı haline gelmişti. Bu eser, birkaç yıl sonra bestelenecek La Travaiata ile birlikte Gerçekçilik akımının öncüsü oldu.1851'de Verdi'nin "en iyi eserim" dediği Rigoletto Venedik'te, 1853'de, Il Trovatore Roma'da büyük başarı kazandı. Rigoletto, konusunu Victor Hugo'nun Kral Eğleniyor adlı eserinden almıştı. Il Trovatore, konusu karışık ve anlaşılması güç bir operadır. Şarkıcıların doğal ses olanaklarına göre beste yaratmak yerine, onları seslerini geliştirmeye yöneltecek nitelikte bir eserdir. Aynı yıl (1853) en popüler eseri olan La Traviata Venedik'te sahnelendi. İlk sahnelenişi fiyasko ile sonuçlansa da zamanla en sevilen operalardan birisi oldu. Verdi'nin Alexandre Dumas'nın Kamelyalı Kadın romanından esinlenerek yazdığı La Traviata, edebiyata dayalı operanın en tanınmış örneklerindendir; Carmen ile birlikte gerçekçilik okulunun öncülerinden birisidir.Bu dönemde bestelediği diğer ünlü operaları şunlardır: Sicilya Vesperler Gecesi Katliamı (I Vespri siciliani), Aroldo, Simon Boccanegra, ve Maskeli Balo (Un Ballo in Maschera).Verdi, 1859'da Parma Meclisi'ne Busetto temsilcisi olarak girdi. 1861'de ise İtalyan Parlamentosu'na seçildi. Parlementer olarak yaptığı ilk katkı, İtalya'nın müzikal kurumlarının koordine edilmesi ve devletle olan ilişkilerinin saptanması konusunda önerilerdi. 1865'de parlamentodan çekildi.1862'de Kaderin gücü (La Forza del Destino) operasını St. Petersburg'da sahneledi. 5 yıl opera yazmaya ara verdikten sonra, 1867'de Don Carlos operasını yazdı.Mısır Hidiv'inin siparişi üzerine bestelediği Aida operası Kahire'deki İtalyan Opera binasının açılışında sahnelendi. Aida, Mısır ile Habeşistan arasında yüzyıllar boyunca sürüp giden çatışmalardan M.Ö. 10. yüzyılda yer alanı sırasında geçen olaylar üzerine kurulmuş bir aşk, baba sevgisi ve vatan sevgisi arasındaki bocalamayı işliyordu. Avrupa prömiyeri 1872'de La Scala'da gerçekleşti. O kadar beğenildi ki besteci tam 32 kez sahneye çağrıldı. Eser, Verdi'nin en güzel operası olarak kabul edildi.15 yıl opera yazmayan Verdi, herkesin besteciliğe veda ettiğini düşündüğü sırada, 1887'de Otello operası ile müzikseverlerin karşısına çıktı. Otello, Verdi'nin ses ve orkestra arasındaki dengeyi bulduğu en olgun eseridir. İtalyan operasınının bir "aryalar dizisi" olmaktan kurtulmasını sağlayan eserdir.

6 yıl sonra, 77 yaşındayken 1893'te ikinci komik operası ve son eseri olan Falstaff'ı besteledi ve büyük başarı kazandı. Eserin ilk gösterimi Roma'da gerçekleşti; Verdi'ye Roma şehrinin onur hemşehrisi unvanı verildi. Falsaff'ı besteledikten sonra yalnızlığa çekilerek 11 yılını herkesten uzakta geçirdi. 1895'de yaşlı müzisyenler için bir barınak olarak tasarladığı Casa di Riposo'yu inşa ettirmeye başladı; yapı 1899'da tamamlandı. 21 Ocak 1901'da Milano'da hayatını kaybetti. Verdi, vasiyetinde sadece 20 kişinin ve küçük bir askeri birliğin katıldığı sessiz ve müziksiz bir cenaze töreni istemişti. İsteğine uygun bir cenaze töreni yapıldı; ancak bir ay sonra eşi Giuseppina'nın ve kendisinin tabutları Milan'daki bir mezarlıkta bulunan geçici mekânlarından alınarak Casa di Riposo'ya büyük bir törenle nakledildi. İtalyan Kraliyet ailesi üyelerinin, milletvekillerinin, diplomatların da katıldığı bu törende binlerce kişi Nabucco operasındaki ünlü ilahiyi görülmemiş bir koro halinde söyledi. Verdi, eserleriyle tiyatroyu geniş halk kitlelerine tanıtmış bir sanatçıydı. Bu başarısının arkasında tiyatronun olanaklarını çok iyi bilmesi ve onun gereksinimlerini karşılayacak tarzda eserler vermesi yatar. Operalarına konu bulmada çok titiz davranmış ve halkın hoşlanacağı türden güncel konuları ele almıştır. La Travaita operasında ilk defa toplum psikolojisiyle ilgili güncel bir konuyu işleyerek opera tarihçilerine göre o güne kadar kimsenin cesaret edemediği bir uygulamanın öncüsü oldu. Verdi, bir yandan operaya İtalyan halk sanatının ezgilerini getirirken bir yandan da halkın sokaklarda söyleyebileceği yeni ezgiler yarattı. Bu nedenle eserleri hem sahnede, hem de sokaklarda söylenen bir sanatçı oldu ve müziği yeniden halkın hizmetine sunmayı başardı.



César Franck (1822-1890)

(d. 10 Aralık 1822, Liège - ö. 8 Kasım 1890, Fransa), Belçika doğumlu Fransız klasik batı müziği bestecisidir. Küçük yaşlarda müziğe olan yeteneği ortaya çıkan Belçika asıllı besteci Franck’i bankacı olan müziksever babası piyano virtüözü olarak yetiştirmek istiyordu. 1830-1835 arasında eğitim Liege’de gördü. 13 yaşına geldiğinde piyanist olarak ülke çapında bir turneye çıktı. Turnenin tamamlanmasının hemen ardından Liszt, Berlioz gibi virtüözlerin öğretmeni Anton Reicha'yla armoni çalışmak için Paris’e gitti.1837-1842 yılları arasında Paris Konservatuarı'nda çalışmalarına devam etti. Başlangıçta yabancı olduğu için Paris Konservaturı’na kabul edilmekte sorun yaşadıysa da (Annesi Alman’dı, babası ise Belçika-Almanya sınırındandı), okula girdikten sonra başarıları ile herkesi şaşırttı ve pek çok ödül aldı.1843’te Fransa’ya yerleşen besteci, 1848’te öğrencisi Félicité Desmousseaux ile evlendi; 1870 yılında Fransız vatandaşlığına geçti. Bu dönemde piyanistliği bırakarak Sainte-Clotilde Kilisesi'nde koro şefliği ve orgçuluk yaptı. Ömrünün 1858’den itibaren 40 yılını aynı kilisede orgcu olarak geçirdi. Doğaçlama yeteneği ile Parisli müzikseverlerin ilgisini çekti. Bunlar içinde kendisini kilisede dinlemeye gelen, dünyanın en iyi piyano virtüözü olarak kabul edilen Franz Lizst de vardı. 1866’da dinlediği bir konserin ardından Lizst, Franck’ın stilini Bach’a benzetti. Fransa’da klasik org yorumculuğunu yeniden canlandıran Franck, Büyük Org için 6 Parça isimli eserini 1862’de tamamladı. Yorumculuğu, besteci kimliğinin çok önünde olduğu için, yazdığı eserler bu dönemde pek önemsenmedi. 1885 yılında bir Fransız vatandaşının alabileceği en önemli nişan olan Chevalier de Legion D’Honneur ile onurlandırıldı.Franck’in eserleri, 1880’lere kadar fazla tanınmadı. 1871’de eserlerinden birisi Ulusal Müzik Topluluğu’nun programında yer alınca, ertesi sene konservatuarda öğretmenlik teklifi aldı ve burada bazı fikirlerini çevresinde toplanan bir grup öğrenciye aşıladı. Eserlerinin çoğu tepki çekmekteydi, ilk başarısı Ulusal Müzik Topluluğu konserinde alkışlanan Yaylı Dörtlüsü ile geldi. Bu konserden birkaç hafta sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Montparnasse Mezarlığı’ndaki mezarında büyük heykeltraş August Rodin tarafından yapılmış bir portresi yer alır.Franck’in eserleri ölümünden sonra popüler olmuştur. Eserlerindeki özgün armonik yapı ile Debussy, Ravel gibi bestecileri etkilemiştir. Klasik formal disiplini romantik duygusal müzik diliyle birleştirerek yaşadığı dönemde ikiye ayrılmış olan Fransız müzik dünyasını birleştirmeye çalışmıştır.



Claude Debussy (1862-1918)

(
d. 22 Ağustos 1862- 25 Mart 1918) 20. yüzyılın en önemli Fransız bestecilerinden birisidir. Frederic Chopin’den bu yana piyano müziğinin en önemli bestecisi sayılır. Paris yakınlarında doğan Claude Debussy’nin anne ve babası porselen eşya satan bir dükkân işletmekteydi. Müzikal yeteneği ilk defa Chopin’in bir öğrencisi olan piyano öğretmeni Bayan Maut de Fleurville tarafından keşfedilmiştir. Bayan Maut, onu Paris Konservatuarı’na gönderdi ve Debussy orada 1872’den itibaren 10 yıl eğitim gördü. Debussy, başlangıçta piyano virtüözü olmak istiyordu fakat 1878 ve 1879’daki piyano sınavlarında kalınca bu fikirden vazgeçti; Ernest Guiraud’un kompozisyon derslerin devam etti ve bu sayede 1884’te Roma Ödülü’nü alarak Roma’da 3 yıl eğitim görme şansına erişti. Claude Debussy, piyano öğretmeni Marmontel’in kendisini tavsiye etmesi üzerine 1879-1882 yılları arasında Bayan Nadezhda Filaretovna von Meck’i evinde özel piyanist olarak çalışma şansına erişmişti. Bir Rus mühendisin zengin dul eşi olan Bayan von Meck, evinde daima bir piyanist, bir kemancı ve bir çellocu bulundururdu. Tchaivkosky’nin finansal destekçisi idi ve iletişimini yıllar boyu sadece mektuplarla sürdürdüğü Tchaivkosky’e hayrandı. Debussy, onun evinde bol bol Tchaivosky’nin oda müziği eserlerini ve patronunun istekleri doğrultusunda doğaçlama eserler çaldı; çocuklara piyano dersi verdi ve bir yaz Bayan von Meck ile birlikte Floransa, Venedik, Viyana ve Moskova’yı gezdi. Bu gezi sırasında Viyana’da Wagner’in Tristan und Isolde operasını dinleyerek çok etkilendi. 1888-1889’da Bayreuth Festivali’ne giderek Wagner’in müziğini dinleyen ve etkisinde kalan Debussy, daha sonra Wagner’in müzik yaklaşımını reddetmiştir.1890’lar Debussy’nin kariyerindeki en verimli dönemdir. Bu dönemin en önemli eseri Pell as et M lisande operasıdır. Bu eserin 1902’de seslendirilişi uluslar arası bir başarı oldu. Pell as’dan sonra ünlenen Debussy, Avrupa başkentlerini gezerek eserlerini piyanist veya orkestra şefi olarak seslendirdi. Bu dönemde yazdığı makalelerle esprili bir eleştirmen olarak da tanındı.1887’den itibaren kendisini bir besteci olarak gören Debussy, kendi eserlerini çaldığı bazı zamanlar hariç sahneye piyanist veya orkestra şefi olarak çıkmadı. Arkadaş çevresi müzisyenlerden değil, şair Stéphane Mallarmé‘nin evinde empresyonist şairler ve ressamlardan oluşuyordu. Bu çevrenin etkisi ilk önemli orkestra eseri L’aprésmidi d’un Faune (Bir tabiat ilahının öğleden sonrası) adlı senfonik şiirinde kendisini gösterir. Bu eserin 1894’te sahnelenmesi, empresyonist müziğin doğuşuna işaret eder ve Debussy’nin 20 yıl sürecek en verimli dönemini başlatır. Bu dönemde Noktürnler, Deniz, Tablolar adlı orkestra eserlerini, çok sayıda piyano eserini, çeşitli şarkılar ve oda müziği eserleri, bale müziği ve tek operasını yazdı. Debussy’nin çok sayıda kadınla ilişkisi olmuştu. Bu kadınlardan metresi Gabrielle Dupont intihara teşebbüs etmiştir. Ayrıca Debussy de sanatçılara özgü bir tutku yoğunluğuyla sürekli intihar düşüncesi taşımaktaydı. 1899’da bir terzi olan Rosalie Texier ile evlendi. Rosalie Texier ile aralarındaki kültür farkı ve Texier'nin Debussy'ye kültürel anlamda yetersiz kalması sebebiyle Debussy 1904’te eşini, bir bankasının eşi olan amatör şarkıcı Emma Bardac için terk etti. Emma ile bir apartman dairesine taşındı ve ömrünün geri kalanını orada geçirdi. 1905’te Claude-Emma adlı kızı doğdu ve 1908’de Bayan Bardac ile evlendi. Children’s Corner (Çocukların Köşesi) adlı eserini kızına adadı. Kansere yakalanan ve bu hastalık yüzünden enerjisi tükenen Debussy, her şeye rağmen beste yapmayı sürdürmeye çalıştı ancak 1914’te I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesi üzerine müziğe olan ilgisini kaybetti. “Bu kadar insan kahramanca ölümle yüzleşirken ne gülebildiğini ne de gözyaşı dökebildiğini” söyledi ve 1 yıl süren bir sessizliğe gömüldü. Ancak daha sonra besteleriyle mücadeleye katılması gerektiğini düşünerek en son eserlerini verdi. Son eseri olan piyano ve keman için sonatı 1917’de seslendirildi ve Debussy, piyanoyu kendisi çaldı. 1918’in Mart ayında Paris bombardımanında hayatını kaybetti. Debussy, en önemli eserlerini piyano için bestelemiştir. Eserleriyle piyano çalma tekniklerinde devrim yaratmıştır. 20. yüzyıl başında, çağdaşları üzerinde Debussy kadar etki yaratan Schönberg dışında kimse yoktur. Debussy adı yaşadığı dönemde empresyonizm ile özdeşlemişti. Bunun yanı sıra piyano eserleri de büyük ilgi görür.



Georges Bizet

(d. 25 Ekim 1838 - ö. 3 Haziran 1875) Carmen adlı operası ile dünya çapında tanınan Fransız klasik müzik bestecisi. Georges Bizet ve doğum adıyla Alexandre-César-Léopold, Paris yakınlarında, orta halli bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Tıpkı Mozart, Mendelsshon ve Schubert gibi dahi bir çocuktu. Müzik yeteneğini amatör bir müzisyen olan annesi keşfetti. Şan öğretmeni ve peruk imalatçısı olan babası ile annesi ona ilk müzik eğitimini verdiler. 4 yaşında nota okumayı öğrendi. 10. yaş gününden birkaç gün önce Paris Konservatuarı'na kabul edildiğinde, konservatuarın tecrübeli öğretmenleri bu yetenekli öğrenciye ders vermek için yarışa girdiler. Öyle ki, ünlü opera bestecisi Charles Gounod, ona ders vermek için emekli olmaktan vazgeçti. Georges Bizet, Marmontel'den piyano, Pierre Zimmermann ve damadı Charles Gounod'dan armoni, Fromental Halévy'den kompozisyon dersleri aldı.Bizet, konservatuardan 1852'da piyano dalında, 1855'te flüt org ve füg dallarında birincilikle mezun oldu. 17 yaşında ilk senfonisini besteledi. Genç besteciler için önemli bir ödül olan Roma Ödülü'nü kazandı. Bu ödülün sağladığı burs sayesinde Roma'ya gidip ekonomik endişeleri olmaksızın İtalya'ya seyahat etti ve bestelerine ilham kaynağı olacak pek çok yer gördü, Don Procopio operasını besteledi. Bizet'in piyano çalmadaki ustalığı büyük piyanist ve besteci Franz Liszt de dahil olmak üzere pek çok kişi tarafından ayakta alkışlanıyordu. Ancak zamanla depresyona girerek kendi sanatsal değerini sorgulamaya başladı, endişeleri nedeniyle bazı projelerinden vazgeçti, bestelediği bazı operaları yaktı.

1860'da Paris'e döndüğünde, annesinin ölümü onun için büyük bir darbe oldu. Roma Ödülü'nden gelen paranın da sonu geldiği için yoğun bir çalışma temposuna içinde sanatsal değeri olmayan bazı besteler yaparak ve özel ders vererek geçimini sağlamaya çalıştı. Yetenekli bir piyanist olmasına rağmen bir besteci olarak kariyerine zarar verir düşüncesi ile halk önünde konserler vermekten kaçındı. Geçinme gayreti ile yaptığı yoğun çalışması, besteci olarak kendini geliştirmesini yavaşlattı.1863'de İnci avcıları operasını besteledi. Eserin gösterimi başarılı geçtiyse de eleştirmenler tarafından yerden yere vuruldu. 1866'da bestelediği ve 1867'de sahneye konan Perth'li güzel kız operası ise hem halk, hem de eleştirmenler tarafından beğenildi. Sağlığı gittikçe bozulmakta olan Bizet, 1866 yazını Paris dışında bir yazlıkta geçirdi. Bu tatil sırasında tanıştığı ve bir gönül ilişkisine girdiği Chabrillian, Bizet'in ilerde yaratacağı Carmen karakterinin oluşmasında rol oynadı. Bizet, 1867'de öğretmeni Halevy'nin kızı Genevieve ile evlenmek istediyse de son anda nişan bozuldu, ancak iki yıl sonra kız tarafının ikna olması ile evlenebildiler. 1870'de Fransa- Prusya savaşı nedeniyle Bizet, Ulusal Muhafızlara katıldı. Savaş sırasında Genevieve'in ruhsal dengesi bozuldu.Bizet, 1871'de Çocuk Oyunu suitini tamamladı. 1872 yılında tek perdelik Djamilla (Cemile) operası ve sahne müziğini yazdığı Alphonse Daudet'in L'arlésienne (Arles'li kız) oyunu sahnelendi ancak başarısız oldu. Ancak Bizet, Cemile operası ilerde opera başyapıtı Carmen'de de takip edeceği müzikal anlamda doğru yolu bulduğuna inanmıştı.

L'arlésienne eserinden aldığı çeşitli bölümlerden bestelediği süit ise ilk çalındığında büyük ilgi gördü ve günümüzde en sevilen eserlerinden olan L`Arlesienne Süitleri böylece doğdu.1873'de Don Rodrique operasını yazdı ama opera binasındaki yangın yüzünden sahneleyemedi. Bizet, bu arada Carmen operası üzerinde çalışmaya başladı. Prosper Merimée'nin Carmen romanınından çok etkilenen Bizet, bu romanı operaya uyarladı. Eseri 1874'de tamamladı, temsil ise 1875'de gerçekleşebildi, ancak konusu nedeniyle çok ağır eleştiriler aldı. Eserin 31. temsil gününde (3 Haziran 1875) yıllardır kronik boğaz enfeksiyonu nedeniyle rahatsız olan Bizet, kalp krizi geçirerek 36 yaşında hayatını kaybetti.